Altay Öktem: Yüksek Sesle Okuyunuz

Mahir Karayazı’nın Beş Taş’ını uzun süredir elimden bırakamıyorum. Soyadı Karayazı olan genç bir şairin (gerçek soyadının bu olmadığını biliyoruz) soyadı seçimiyle bizi ‘kara’nın ve ‘yazı’nın birleştiği farklı bir anlam bütünlüğüne; daha doğrusu bütünlüğüne değil de, dehlizine göndermek istediği düşüncesine kapılabiliriz. Kitabın adına gelirsek; Beş Taş, çocukluğa, ama çocukluğun ıssızlığına taşıyor bizi. Oyuncaksızlık ve kendine taşlardan oyun yaratmak! Naiflik. Çocuksuluk!
Kitabın sayfalarını bu iki önyargıyla açarsak, yanılırız. Her şeyden önce, yazının kara yanıyla, yani kara bir şiirle karşılaşmıyoruz. Kitaptaki şiirleri okurken, kısa pantolonumuzla yere çömelip beş taş oynuyoruz duygusuna da kapılmıyoruz. Naiflik, çocuksuluk yok. Hiç yok. Aksine, hatalı bir peygamberin yazdığı kutsal metinler var sanki karşımızda!
Yanlış anlaşılmasın; hatalı peygamber teriminin (gelmiş geçmiş tüm peygamberler göz önüne alındığında) olumsuz bir anlam içermediği, aksine, olumlu bir içerik taşıdığı sanırım gayet açık. Kutsal metinlere gelince… Bu da öznel bir şey elbette. Biliyoruz ki, çoğunluk ortak metinlere yönelmiş de olsa, sonuçta herkesin kendine ait kutsal metinleri vardır. Benim de var. Mesela Nietzsche’nin Zerdüşt’ü, James Joyce’un Ulysess’i ve Kafka’nın kalem oynattığı istisnasız her metin.

‘Mevsim suyun buz kestiği’
“her neyse/ biri beni diksin/ tekrar her şeyle/ her şeye” diyen bir şair var karşımızda. İlk şiirlerin (gençliğin getirdiği) doğal savrukluğu değil, orta yaşın ne dediğini bilen, ama iyi bilen olgunluğu seziliyor Beş Taş’ta. Olgunluk ve kısmen bir derviş söylemi… Kısmen derviş demem şundan; hatalı peygamber demiş bulundum bir kere. Hatalı ya da değil, hiçbir peygamber bir derviş edasıyla konuşamaz hayatta. O derece ustalaşamaz. Olgunlaşır, o kadar. Bir derviş edasıyla konuşmak, peygamberliğin harcında yoktur. “mevsim suyun buz kestiği/ günlerden bir gün kılıçlar ağızlara sığmıyor” dizelerini örnek gösterirsen, ne demek istediğim (bir nebze de olsa) anlaşılır belki.

Gerçek bir lirizm değil, bir çeşit kırık lirizm hâkim Mahir Karayazı’nın şiirlerine. Bir yanıyla lirik, bir yanıyla da kendi yarattığı lirizmi kıran dizeler. Asla bir inceliğin şiirleri değil bunlar. Daha çok incelmenin; ama inceldiği noktada tekrar sesini yükseltmenin şiirleri. Sesini yükseltmeyi bağırmak anlamında kullanmıyorum. Çünkü Mahir Karayazı, yüksek bir ses tonuyla konuşmuyor hiç. Şöyle diyelim; bir film seyrediyoruz ve diyalogları duyuyoruz doğal olarak. Diğer yandan, duymadığımız ama farkına vardığımız bir ses daha var: Başrol oyuncusunun iç sesi. İşte bu iç ses, zaman zaman müthiş yükseliyor Beş Taş’ta.

Derinleşeği belli bir söylem
Geceyle gündüz (Tezer Özlü’nün dediği gibi, gece, gündüzün devamı değildir), doğuyla batı (bir paradoks ya da kültürel karşıtlık anlamında değil; toprağın ayağın altından kayma hızı ve bir telaş olarak) ve aile (bir babanın parantez içine sıkışma hali olarak en çok) şiirlerde sık sık işlenen temalar olmasa da, içten içe ağırlığını hissettiren temalar. Ve oturup (aynı bizim gibi) tufanı bekleyen bir tanrının varlığı hissediliyor alttan alta.
Elleri kayalara çarparken ağlamak için dalgaları seven bir çocuktan, elleri kayalara çarpmasın diye uğraşmasını ya da ağlamamak için dalgalardan nefret etmesini beklemez olmaz. Zaten o zaman yazılan şiir, kendi lirizmini kıran bir hatalı peygamber söylemi olmaz. Bu anlamda, Mahir Karayazı’nın Beş Taş’ta yer alan şiirleri, gittikçe derinleşme ihtimali yüksek bir söylemin habercisi.
Son olarak, şiirlerin içerdiği ritme değinmeden geçmek olmaz. Beni yönlendiren; doğrudan herhangi bir geleneğe yaslanmayan, asla mistik bir hava taşımayan, modernist bir şiirden söz ederken (hatalı da olsa) peygamberlere, dervişlere yüzümü dönmemi sağlayan şey, şiirlerin ritmi oldu sanıyorum. Dizelerin kırıldığı yerler, noktalama işaretlerinin kullanımı hiç de tesadüflere bırakılmamış. İnce ince hesaplanmış bir çalışma ve bilerek oluşturulmuş bir iç ses var şiirlerde. Vurmalı çalgıların, özellikle de tef ve bendirin sesi şiirlere yedirilmiş sanki. Şiirlerdeki iniş çıkışlar, kesintiler, durağanlıklar, kendiliğinden bir bendir sesi etkisi yaratıyor. Evet, daha çok bendir. Evet burada, hızla kentleşen (ve çirkinleşen) bir kentin gürültüsü içinde dolaşan ben’in, içindeki çöle de sesleniyor bu şiirler. Sözüyle ve sesiyle.

BEŞ TAŞ
Mahir Karayazı
Komşu Yayınları
2009
61 sayfa
5 TL.

Altay Öktem (Radikal – Kitap – 20,08,2010)
Benzer Şeyler