Beş Taş – (şiir)

III.

ben su… yumdum
bir kıvılcım, iki damla: köz
oldum ne yana baksam kara çadırlar
gibi çoğalıp o karayı bana çaldılar
bense
seyrettim hep cağlardan
dışarı kaçan tüllerin ardından
sıkışan rüzgarı hep ikimizden
yana bilirdim
şişirsin odamı çünkü
her ev gitmek için, sahiller unutmak, kayalıklar sevişmek

doğmuştum hatırlıyorum duvar diplerine
konulmuş çöp poşetlerinin üzerinde
kalan yazılar gibi
umurum eksildi gözlerim çekilirken
yüzümden azalsın diye
fırlatıp dediler “taşları okuyacaksın” eksik elin, kırık bileğinden
kopmuş yapraklar gibi yavaş
düştüm ardına koşarken gölgemin
içine bakmadan taşıdım gövdemi ve bardakları
çatlak tabakları boş meydanlara
bırakıp güneşte bir gece
çektiğim tesbihte otuz üç kere sabır
diledim sekmesin dilim
bağırmanın kuyusu ağır, uykusu hafif
esrarla ardımdan sırlanan aynalara
baktım cihan hangi renkle
uyuşuyor bitişen kaşlarım
gibi gitgide canıma değmeye başlayan pusularla edilen öğütlerle
yaslandığım bedenin içinde
yaşamayı öğrendim
kadınların gitmek için kuytularına
ayrıldım ilk önce
sonra tekrar

telaşım birikti saçlarım dökülürken
yıldızları bastırdım göğe parmaklarımla
saydığım kadar edecek ancak cenazeler
gömülürken sayfalara başımdan aşağıya
yağan yağmuru aşkla
karıştırdım dibi tutmasın
yol giderken çıplak
deniz seyrederken mavi
rüya hep çınlak

ateşi harladım bir kere
kibrit geçti mi elime
hatırladım yandığını kelimelerin
ben gelmeden önce
bulunduğunu yazının alnıma
vurulduğunda mıh, sürüldüğünde kan
ceminde savaş kurbanlarından
düşen payımı aldım tepsilerde
belemir açacak yer aradım
bağlamak için çaputlarımı ağaçlara
tırmanmaktan yorulduğum dağ
sesimi dönecek geri
örtündüğüm bulutlar çarpışırken
yere inebilseydim İsa’dan önce
kaç ayağı varsa karıncaların
hepsiyle yürüdüm sormadım
aranızdan geçerken parmak uçlarımda
uyandırmayayım istedim yedi cüceleri, pamuk prensesi
öptüm de kurbağaları
dönüşmedi hâlâ gök yamalı toprak aylak
aylak üflerken neyime
gerek yeşersin çir
gerek kurusun kin
sen
ah sen
taşla, başla, atla
yayım gerildim minarelerin arasında
biri fotoğraf çeksin diyeydi
içimden geçirdiğim vapurlar
sarayın ardından batarken morlarla güneş
karşımdaki Kız Kulesi
savaşlarda kopan kolunu arayan çocuklar
kadar yalnızdım
denecek kadar sessizdim
biri ışığı yakıp bana baksa
hemen duvar diplerindeki deliklere
dalardım kıyılarından bu kent kendi neyini çalabiliyor nasılsa
hangi tümseğe çıksam deniz
hangi suya baksam mavi
sanırdım göğün suya bıraktığını
herkes görüp, herkes bilir
ben yazmasam da
geçirdim boğazıma alfabeyi

ben
beş taştan boşluktaki
sen
nerdesin her şeyin burama geldiği

(2007)
Mahir KARAYAZI

Benzer Şeyler