Cengiz Kılçer: Beş Taş, Mahir Karayazı

Beş Taş (yasakmeyve Mayıs 2009) genç şair Mahir Karayazı’nın ilk kitabı. Karayazı, 1980 doğumlu asıl soyadı ise Aktaş. “Dağınık Harfler Sokağı” adlı fanzini çıkarmış, ilk şiiri ise 2003 yılında Varlık dergisinde çıkmış.

Beş Taş ilk kitap olmakla beraber şairin yaşına rağmen olgun şiirlerden oluşuyor. Yaygın bir kanıdır her ilk yapıt belli oranda otobiyografik izler taşır. Beş Taş için de bu söylenebilir ama şiirlerin tümünde görülen sahicilik, samimiyet ve içtenlik, tutarlılık bu genel yargıyı bir anda siliveriyor. İçtenlik ve samimiyet dedim kendi adıma günümüz şiirinde böyle bir kaygıya çok da fazla rastlamadığımı itiraf etmeliyim.

Mahir Karayazı, şiirlerinde kurgudan olabildiğince uzak durmuş, tabii bu demek değildir ki, kitaptaki bütün şiirler kurgusuzdur kurgu her edebi yapıtta hiç kuşkusuz vardır. Ama kurgunun tehlikeli yanlarının olabileceğini daha başından hissetmiş, ölçüsünü kaçırmamış Karayazı.

Kitapta farklı şairlerimizden de göndermeler rastlıyoruz kimler mi: Şah Hatai, Âşık Emrah, Edip Cansever, Tezer Özlü, Metin Altıok, Nilgün Marmara. Karayazı, bu isimlerle şiirinin köklerini, beslendiği damarı işaret ediyor. Yine bununla beraber şiirler bu toprakların, bu şehrin, sesini soluğunu taşıyor, ağlamadan bağırmadan usul ve vakar Samatya’dan Kadıköy’den Yenikapı’dan yüzler, evler, trenler…

ağzının kenarında biraz Samatya kalmış
deyip siliyor annem camları
sırtlarken çınlıyor kulaklarım sur
çizip boyarken ahşap
evlerde uyku yarım perdeler tastamam
kaplıyor hayatı kapıdan geçen eskici
iki büyük leğen eder
deyip değiştiriyor annem geceyi.

Türk şiirinin güçlü, gürül gürül bir çağlayan olduğunu kanısına farkına bir kez daha ve sıkı sıkıya vardırıyor Beş Taş. Belki çok iddialı bir kanaat olabilir ama sanırım artık şiirimizde çıraklık denilen bir süreç miadını doldurmuş görünüyor. Böyle de olmak zorunda çünkü tarih her ne denli bizlerin gözünde yavaş ilerliyormuş gibi gelse de bu sadece bizlerin olan ile olması gerekenin arasındaki zamandan doğru baktığımızdandır, özcesi tarih oklarını hep ileri atıyor. Zira dünya, toplumsal gelişmeler, teknoloji, kültür ve edebiyat durduğu yerde durmuyor duyarlıklarılar da, şair de, şiir de öyle.

(…)kokusunun boğulduğu köylerde babamın
at arabasına yüklemiş Taşdelen şişeleri
işporta tezgahında terlik
kola, bira, kalıp kalıp buz
Eminönü Meydanı’nda bir adam
kahvelerde elli iki destesi
gibi kardın bu çocuklar üşüyor
büyüyor ceviz ağaçları akrabalar
akbabalar gibi dönüyor başında çıkarmadığın kasketin
çakı gözlerin… her şeyi mavi mi görüyor?…

Şunu söylemek daha doğrusu sormak gerekiyor şiirde ustalığı belirleyen ne? Bilgi mi, birikim mi, gelenek mi, gelenekten kopuş mu, şiir görgüsü mü, ödüller mi? Bu saydıklarımın hiçbirini birbirinden ayıran bir yanıt şimdilik alıma gelmiyor. Her şey o kadar hızlı ve o kadar beklenmedik ki, bir insan ilk şiir kitabıyla sizin bütün şiir anlayışınızı, şair, usta, çırak vs. algılama kalıplarınızı yerle yeksan edip şaşırtabiliyor.

Peki, samimiyet, içtenlik ve Beş Taş’ta rastladığımız özgünlükler bir yana ilk kitap olmasına rağmen haydi ustalık demeyelim yetkinlik karşısında okurun (bu yazıyı kaleme alanın) şaşırmasını ne yana bırakabiliriz?

Yeni olan ne Mahir Karayazı’nın kitabında aynı güneş altında yeni bir şey söylemenin sınırlarını herkes bilir bundan böyle önemli olan nasıl söylendiğidir. Bakalım nasıl söylüyor genç kardeşimiz:

“geldim. Sirkeci’deyim. Bekliyorum.”
deme baba martılar konmuyor çatısına
Büyük Postane’nin zarfları da büyük
Cağaloğlu’nun yokuşu uzun Cemal Nadir Sokak eğri
büğrü öğrendim ne olduğunu
evini yüklendiğim el arabasında
omuzlarımda taşırken kolilerini versatillerin
ucundan çıktım gayrı
beni beklemem baba
dışarıda kalacağım bu akşam da
diğer akşamlar gibi karanlık olunca
Sitare gelecek aklıma
geçmiş zaman kalacak şimdi…
Hulâsaten söyleyecek olursak Mahir Karayazı Beş Taş adını verdiği kitabıyla yazacağını yazmış, kendini daha başından ortaya koymuş ve Türk şiiri yeni ve genç isim kazanmıştır, geriye kalansa okurun takdiridir.

*Bu yazıyı kaleme alan sadece bir şairdir eleştirmen değildir, bütün yargıları özneldir. Karl Marks’ın ‘sessizlik suikastı’ diye bir saptaması vardır, bu saptamasındaki meram ise şudur: siz ne yaparsanız yapın bu bir entelektüel, kuramsal veya sanatsal ürün de olabilir, hangi alan olursa olsun belirli erk odakları kendi kalımlılıkları gereğince sizi duyulmaz, görülmez ve işitilmez yaparlar. Bir türkü de dediği gibi Kenan elinde Yusuf gibi kalırsınız. Bu metin sessizlik suikastına ilk kurşundur, gerisinin geleceği ve barutun tükenmeyeceği bilinmelidir!

Cengiz Kılçer (Varlık dergisi – Aralık 2009)
Benzer Şeyler