Konuk Kitaplığı: Mahir Karayazı

 

Genç şair Mahir Karayazı ile kitaplığı ve okuma alışkanlıkları üzerine konuştuk.

 

Şu anda kitaplığında yaklaşık kaç kitap var?

1000 civarında olması lazım…

Aldığın her kitabı saklar mısın, yoksa kimisini takas mı edersin?

Genelde saklarım. Ama uzun aralıklarla elden geçirip, sahaflara bırakırım.

Kitaplığında en çok hangi tarz kitaplar yer alı­yor?

En çok şiir kitapları var. Sonrasında felsefe, roman ve öykü diye sıralanıyor.

Kitaplığını sahaflar mı daha çok besler, yoksa ye­ni kitaplar satan dükkânlar mı?

Ben Cağaloğlu’nda büyüdüm. Uzun yıllar orada çalıştım. Orası kitabın Türkiye’deki nirengisi (idi). Orada geçirdi­ğim zamanın bana nasıl bir katkısı olacağını düşünürdüm hep. Şimdilerde karşılığını görüyorum. Doğrudan dağı­tımcılardaki ya da yayınevindeki dostlardan almak iste­diğim kitapları ediniyorum. Elbette sahaflardan da edin­diğim oluyor. Çok ilgimi çeken kitaplarla sahaflarda kar­şılaşıyorum. Ama ağırlık Cağaloğlu’ndaki dostlarda, ye­ni kitaplarda.

Koleksiyonuna en son kattığın kitap hangisi?

Dostların yeni şiir kitapları sürekli ulaşıyor bana. Ama bu soruyu kendi aldığım kitap olarak cevaplayacak olur­sam, henüz iki gün oldu alalı Italo Svevo’nun “Hayat İşte”si.

Çocukken okuduğun ilk kitabı hatırlıyor musun?

Cağaloğlu’nda, o kadar yayınevi ve kitabın arasında bü­yüdüm ama okumayı o zamanlar bu kadar sahiplenme­miştim. Çok sonraları edindiğim bir eylem oldu. Ama il­kokulda ya da ortaokuldaydım sanırım, kapağı bile ak­lıma geldi şimdi; Sevim Ak’ın “Uçurtmam Bulut Şimdi” isimli, kapağında; bisikletinin üzerinde kolları ve ayak­ları iki yana açık, bir eliyle uçurtmasını tutmuş bir ço­cuğun olduğu bir kitaptı.

Hayal gücünü en çok beslediğini düşündüğün ya­zarlar kimler peki?

Yazma kaygısı oluşturan diyeyim ben ona, hayal gücü demeyeyim. Çünkü bir dergiye yolladığım yeni öykümde yazdığım çocuk gibi ben de hayal kurmak söyleminden uzak yaşadım. Sevmem hayal kurmayı. Ama okuduğum­da “ben de yazmalıyım, yazabilirim” dediğim yazarlar oldu. Onlardan birkaçı; Tolstoy, Kafka, Sartre, Edip Can­sever, Turgut Uyar, Nietzsche…

Okurken belli bir yazara tutulup üst üste, sadece onun eserlerinden gittiğin oluyor mu?

Pek olmuyor. Ancak belirli bir şey arıyorsam, öyle yapı­yorum onu. Gerçi Sartre, Kafka ve klasiklerde sorduğun ister-istemez olmuştu.

“Yeni çıkanlar” listesi, okuma alışkanlığında ne kadarlık bir yere sahiptir?

İlgilenmiyorum o listeyle. Ama bazı yayınevlerinin liste­sini sürekli takip ediyorum.

Misafirliğe gelen akrabanın küçük çocuğu bazı kitaplarını yırtsa en çok hangisi için sinirlenir­din?

Çocuk Şems’tir. Yırtıyorsa, atıyorsa öğretecek bir şeyi vardır. Ondan yapıyordur.

Hiç kitaplığının da dahil olduğu bir taşınma ya­şadın mı?

Uzun yıllardır aynı evdeyim. Yakın bir tarihte aynı evin içindeki eski odamdan şu anki odama geldim. Bu da ki­tapların elenmesine neden oldu.

Kirası olmayan bir sahaf dükkânın olsa, başka bir şey ister misin?

Satışların da iyi olmasını.

Okumayı bıraktığın kitapların kaderi ne oluyor? Bir süre sonra yeniden mi başlıyorsun, okunma­dan kitaplığında mı kalıyor yoksa soluğu bir sa­haf rafında mı alıyor?

Okumadan kalıyor. Bir süre sonra bir şekilde elime geçi­yor. Tekrar okumaya başlıyorum. Ama öyle kitapların ka­deri bitirilememek oluyor çoğu kez.

Ses, söz ve imgenin oluşturduğu bir yapı olan şi­irde, ses örüntüsü, ses tonu, söyleyiş, musiki ya da ahenk deyince ne anlıyorsun?

Bendir ve birkaç başka enstrümanla, birçok şair dosta, şiirlerine doğaçlamalar yapmış biri olarak, kendi şiiri­mi oluştururken de çok ve özel olarak dikkat ettiğim bir şeydir ses ve ritim. Açıkçası çizdiğin çerçeve içerisin­de şiiri düşünüp cevaplayacak olursam; ben, her canlı­nın, her nesnenin, dolayısıyla tüm doğanın statik de ol­sa bir ritmi olduğunu düşünürüm. Ki böyledir de. Sanat­çı da eserini kurarken buna dikkat ettiği ölçütte anlat­mak istediğini sunmadaki başarısı artar. Albeniyi artı­rır. Doğada bu fazlasıyla var. Belki de doğayı bu mana­sıyla taklit ettiği, yansıtabildiği ölçüde sanatçı var ya da o derecede kalıcı. Belki de bu yüzden en iyi sanatçı do­ğanın ta kendisidir. Şiirin de temeli kelime ve harf; on­ların da temeli ses ve ritim olduğuna göre, şiir bu rit­mik akışın en iyi sağlanabileceği sanat koluymuş gibi du­ruyor, en azından müzik kadar. Velhasıl kendi üretimim ve başka şairleri de okurken fazlasıyla dikkat ettiğim bir özellik bu.

Sanatın başlangıçta büyüsel bir özelliği olduğu, şiirin büyüsel bir dile sahip olduğu için toplulu­ğu etkilediği aşikâr. Bu bağlamda şairler aslında büyücülerin yoldaşı değil midir?

Zaten ilk çağlarda şiir “söylenir” bir şeydi. Ayinlerde­ki dualar birer şiirdi. Şairler, aynı zamanda büyücüydü, hekimdi, medyumdu, rüya yorumcusuydu… Bütün bu sı­fatsal karşılıklarından da anlaşılacağı üzere aklın sınır­larında gezinen insanlardı. Ve kelimenin, sesin, anlamın kudretini ortaya çıkarabilen insanlardı. Zaten bu kudre­ti ortaya gerçek anlamda çıkarmak büyücülüktür. İyi bir şair için saydığım tüm bu sıfatları rahatlıkla söyleyebi­liriz. O yüzden büyücüye yoldaşlıktan ziyade, belki de (sözlük karşılığı olarak değil ama) büyücünün ta kendisi­dir bile diyebiliriz.

Gündelik akış şiirin kendisi ise insanlar bu şiirin neresindedir, neyidir?

Dedim ya doğa en iyi sanatçıdır, en iyi şairdir diye. Do­ğadan kastım pastoral bir algı yaratmasın. Senin de kas­tettiğin tüm bu akıştan bahsediyorum. Ama doğanın ek­siği (ya da fazlası) olan “insan” bunu ilk önce adlandır­mayı, sonra başkalaştırmayı denemiş; tüm bu deneme­ler sonucunda ona benzemeye uğraşmış, ona göre şekil­lenmiştir. Yani “horon”un Karadeniz’de biteviye yağan yağmura benzemeye çalışmasında ya da Kızılderililerin danslarında ayaklarını yere sert vururken, aynı zamanda da yedikleri büyükbaş hayvanların ve hayvan sürüleri­nin ritmini yakalamaya çalışmalarında, ya da Anadolulu­ların, Alevilerin turna dediği, flamingo kuşlarının sudaki hareketlerini semahlarında yansıtmaya çalışmasında ol­duğu gibi. Sonuçta etrafımızda ve kullanım araçlarımız­da, giyimimizde, düşünmeye çalışışlarımızda ilk çağlar­dan bu yana bir sürü değişim oldu. Ama değişmeyen, in­sanın baştan beri özünün, varlığının kaynağı duyguları ve vicdanıydı. Hangi tarihte şiir yazarsa yazsın, yaşamı­na dair olan araçların şiire yansıyışı değişti, ama duygu ve göndermeleri aynı (farklı bile olsa, tersten bakacak olursan Ginsberg gibi de olsa aynı) kaldı. Bir mağara­da duvara resim yapan, o zamanda şiir söyleyen, bulun­duğu yerde, tüm anlaşılmazlığına rağmen, orada fark­lı olanı göze almış insanla şu an, şiir yazan birinin duy­gusu aynıdır. Anlatmak istediğimiz benzer, kullandığımız materyaller faklıdır. Söyleme, dile getirme, iz bırakma, farklılaştırma kaygımız, duygumuz aynıdır. Özetle soru­na geçecek olursam; şiir doğanın içinde zaten vardır, in­san bunun hem kendisidir, hem de uygulayıcısıdır.

“Yasakmeyve”nin Mahir’deki yeri nedir?

İlk kez “şiirlerim var” diye yirmi iki yaşımın birinci gü­nü Aralık 2002’de Varlık Dergisi’nde Enver abinin (Er­can) kapısını çaldım. O gün benim dönüm noktam ol­du sanırım. Enver abiyle o gün yaptığım bir saate yakın süren sohbetimizde söylediği bir cümle beni allak bul­lak etti. O andan sonra sadece şiiri düşünmemi sağla­dı. Sonra ilk şiirim 2003 yılında yine Varlık’ta yayınlan­dı. Ondan sonra hem Varlık’a, hem de ilerleyen yıllarda Enver Ercan’ın kuruduğu Yasakmeyve’ye sık sık uğrar ol­dum. Sonra “Yasakmeyve”de bir süre çalıştım. İlk kita­bım “Beş Taş” oradan çıktı. Yani “Yasakmeyve” ve dost­luğu, abiliği dolayısıyla da Enver abi benim seyir defte­rimde çok özel ve önemli bir yere sahip. Ayrıca dergici­lik anlamındaki çizgisi, duruşu, yayımladığı kitaplar iti­bariyle de edebiyat dünyasındaki konumu için içeriden sayılan biri olarak fazla şey söylememeliyim sanırım.

Hakiki şiir o yalnızlık anından doğar. Sendeki yalnızlık neler doğuruyor?

Çok şey. Ama üretimlerden önce o yalnızlığı doğurmak gerekiyor. Ben ne kadar kalabalık olursa olsun kendi yal­nızlığımı yaratabiliyorum. Hatta dost meclislerinde sı­kıntı bile yaratıyor. Bazen orada gözüksem de olamıyo­rum bile. Doğurduklarına gelince; şiirler, öyküler, senar­yolar… Ne bileyim bazen tüm dünyayı yoksulluktan kur­tardığım, savaşları sona erdirdiğim bile oluyor…

– Pınar Derin Gençer

Boo! Yazdırılabilir Sürüm, Sayı 5

Benzer Şeyler